Cuma, Haziran 01, 2007

Üşengeç Blogcunun Ünlü Olma Rehberi (Bölüm 5) #

Kim Olduğunuz Hiç Önemli Değil

Eskiden bir fikrin nereden / kimden geldiği çok önemliydi. Örneğin eğer fikir tanınmış bir holdingden ya da güçlü bir medya şirketinden çıkmışsa çok daha hızlı yayılabiliyordu.

Büyük firmalar finansal güçlerini, medya şirketleri ise reklam avantajlarını kullanarak istedikleri fikri rahatlıkla yayabiliyorlardı.

Günümüzde ise her fikir hemen hemen eşit yayılma şansına sahip. Demek istediğim küçük şirin blogunuzdaki harika fikir, siz farkına varmadan hızla yayılabilir. Hatta, sizin özgün fikriniz bir medya şirketinin sun'i kampanyasından çok daha değerli yapabilir sizi.

Bununla beraber, (daha önce değindiğimiz gibi) ortalıkta milyonlarca blog var.
Yani güzel bir fikriniz olması sizi otomatik olarak güçlü ve değerli kılmaz.

Fikrinizi etkileyici bir biçimde sunmalı, blogunuzun tanınırlığını arttırmalı ve diğer bloglar ile sürekli etkileşimde olarak kendinize değer katmalısınız.

Buradan da şu sonuca varıyoruz:

Aslında Kim Olduğunuz Önemlidir

Bir blog başlattığınızda, zaman içinde blogunuza ait bir takipçi kitleniz olur. Bu kitle sizi dinler, size güvenir, bir yönleriyle kendini size adamış takipçilerden oluşur.

Daha geniş bir kitleye erişen blogcuların elinde daha büyük bir megafon vardır. Daha fazla kişiye eriştikleri için, sözleri blogosferde daha çok ve daha uzun süreli yankılanır.

Blogunuzu takip edenlerin sayısı arttıkça yayılabilir nitelikte (viral) bir fikri yaymanız çok daha kolay olur. Fakat öncelikle önemli olan "yaymaya değer bir fikriniz" olmasıdır.

Bu gücü biraz emek sarf ederek yakalayabilirsiniz.

Ancak o noktaya (eğer) gelirseniz, elinizdeki gücün başınızı döndürmesine izin vermemelisiniz:

Çoğu blog yazarı, belirli bir kitleyi etkilediklerinin farkına varınca
  • bencil,
  • tutarsız,
  • ve tembelce
davranabilir. Bu da takipçi kitlenizin sizden ışık hızıyla kaçması anlamına gelir.

Uzun lafın kısası, bir fikri kimin söylediği önemlidir. Güçlü blogcuların sesi daha gür çıkar.

Evet, bu iki fikir çelişiyor gibi görünebilir. Fakat detaylı düşününce o kadar da çelişmediklerini fark edeceksiniz.

Bir sonraki yazıda blogunuzun kişiliğini tanımaya çalışacağız.

Etiketler: , , , , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Cumartesi, Mayıs 12, 2007

Üşengeç Blogcunun Ünlü Olma Rehberi (Bölüm 4) #

Etkileyici bir blog yazarı olmanın en önemli şartlarından biri de başka blogları takip etmektir.

Böylelikle
  • ne yapmanız gerektiğini ve

  • ne yapmamanız gerektiğini
görürsünüz.

Yabancı blogları takip etmek için bence en iyi kaynak Technorati.

Türkçe blogları ise
bulabilirsiniz (gözümden kaçan başka araçlar varsa haber verirseniz listeye eklerim).

Bu kadar kaynağın arasında eminim kendi blogunuza linkler de bulacaksınız. Bakın, insanlar sizin hakkınızda konuşuyor. Dinleyin ve değerlendirin.

Geçen birkaç yazıda blogosferin gerçeklerinden bahsediyorduk.
Kaldığımız yerden devam edelim.

Gerçek: Blog Okuyucuları Bencildir.

Çünkü blog okuyucularının çok az zamanları var. Ayrıca RSS okuyucularında birikmiş binlerce makaleleri de var (halen RSS ile tanışmadıysanız, buradan ve buradan acilen tanışmanızı tavsiye ederim).

Blog okuyucuları bencildir ve ellerindeki kısa "okunacaklar" listesini belirlerken çok katı davranırlar.

Eğer bir blog çok sık yazı yazıyorsa ve yazılan şeyler bizi hiç ilgilendirmiyorsa, sıkılıp takip etmeyiz ("biz" diyorum, çünkü her blogcu aynı zamanda bi blog okuyucusudur. Her blogcu sıkı bir blog takipçisi olmalıdır).

Blog Çeşitleri

Bence üç tür blog var.

Birincisini "kedi blogu" diye adlandıracağım:

Kedi Blogu
  • kedinizin en son geçirdiği kısırlık operasyonu,

  • sevgilinizle yaptığınız nefis piknik,

  • patronunuzun ensenizde devamlı soluması...
... kısacası halka açık bir günlükte paylaşmak istediğiniz her şeyi içeren bir blogdur.

Eğer bir "kedi blogu"nuz varsa, bunu kabul etmeli ve "niye hiç trafik gelmiyor bu bloga?" diye sormamalısınız.

Size özel ve sizi ilgilendiren bir kişisel günlüğünüz var. Ve eğer Sibel Kekilli ya da Ajdar değilseniz, salt sizi ilgilendiren bir günlüğü de sadece sizin (ve belki annenizin) ziyaret etmesi hayli normal.

Patron Blogu

İkinci tür bloglar ise "patron blog"ları. Bu bloglar, belirli bir etki çember içindeki kimselerle iletişim kurmayı amaçlar.

Patron blogları harika bir tek yönlü iletişim aracıdır. Eğer bir beta proje grubunuz, ya da belirli sayıda üyeden oluşan bir topluluğunuz varsa, bir patron blogu oluşturun. Yararını göreceksiniz.

Patron blogları belirli bir grupla sınırlı ve bu gruba özel olmak zorunda değildir. Projenize ait "patron blogu"nuzu kapalı olmaktan çıkarır ve halka açarsanız, yine belirli bir kitleye hitap eden (ürün ve hizmetinizin kullanıcıları) daha geniş bir patron blogunuz olur.

Viral Blog

Üçüncü tür blog ise aslında çoğu kişiye "blog nedir?" diye sorduğumuzda anladıkları blog türüdür. Bu blog türüne "viral blog" diyelim.

Viral'dirler, çünkü bu blogların tek bir amacı vardır:

Fikir ve düşüncelerini olabilecek en geniş kitleye yayabilmek.

Eğer "tanımadığınız birilerine" bir şeyler yazıyorsanız büyük olasılıkla viral bir blogunuz var demektir.

Eğer blogunuz viralse öncelikle:
  • Yazılarınızı kısa tutun ve mümkün olduğunca net bir şekilde fikrinizi ifade etmeye çalışın.

  • Yazı yazma sıklığınızı arttırın.

  • Blogunuzda kullandığınız resimler (evet, resim kullanın), blogunuzun tasarımı ve genel yazı tonunuz iletmek istediğiniz fikri desteklesin.

  • Her şeyi bir anda vermeyin. Düşüncelerinizi azar azar yayın.
...

Sosyallik içeren her tanımda olduğu gibi, blog tanımları da birbirinden cetvelle çizilmiş gibi ayrılamaz:

Örneğin mesleki deneyimlerinizi ya da web tasarım bilginizi veya yeni bir programlama dilini sizinle aynı sektörde çalışanlara öğretiyorsanız o zaman daha az "viral", daha çok "patron" bir blogunuz var demektir. (şu an okuduğunuz blog da, viral olarak yayılmasına rağmen patron bloguna daha yakın mesela)

Bu tarz genişlemeye açık, az viral, çok patron bir blogunuz varsa:

  • Tipik bir viral bloga göre daha uzun yazabilirsiniz.

  • Berrak ve net yazın. Kafa karıştıran felsefi ifadelerden kaçının.
    (yazılarınız göreli olarak uzun olacağı için ve alanınızdaki deneyiminiz yazılarınızdaki tutarlılığa bakarak değerlendirileceği için bu madde gerçekten önemli)

  • Terkar etmekte yarar var: Yazılarınız mantıksal olarak tutarlı olsun, açık ve net olsun, kafa karıştırmasın.
...

Uzun lafın kısası, her şeyden önce "kimin için yazdığınızı" belirleyin.
Ondan sonra parmaklarınızı klavyeye yerleştirin.

...

Bir sonraki iletide "kim olduğunuzun" mu yoksa "ne yazdığınızın" mı önemli olduğunu inceleyeceğiz.
(ipucu: hangisini sizin için doğru ise, yanılıyorsunuz ;) )

Bir sonraki yazıya kadar, hattan ayrılmayın.

Etiketler: , , , , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Cumartesi, Nisan 14, 2007

Üşengeç Blogcunun Ünlü Olma Rehberi (Bölüm 3) #

Önceki iletide güncel yaşantının ne denli karmaşıklaştığından ve hızlandığından bahsettik. Bu hız, beraberinde kaliteden ödün vermeyi de getiriyor.

Düşünün:
  • "Ne alırsan bir milyona" mağazasından aldığınız bir tornavida'nın ömrü ne kadardır?

  • Eminim siz de severek aldığınız teknoloji harikası cep telefonunuzu 6-7 ayda bir zorunlu olarak servisine götürenlerden, ya da iflah olmadığı için değiştirenlerdensiniz.

  • ... örnekler arttırılabilir.
Bu madalyonun bir yüzü.

Diğer yüzü ise; her şeyden fazlasıyla bulunan günümüz dünyasında daha iyi ve daha ucuza pek çok şey bulabileceğimiz gerçeği.
  • Geçmişe göre çok daha çeşitli yiyeceklere erişebiliyoruz.
  • Geçmişe göre çok daha fazla bedava ya da inanılmayacak kadar ucuz hizmet elimizin altında.
Adını siz koyun. Her şey geçmiştekinden;
  • ya çok daha iyi,

  • ya da çok daha ucuz.

  • ve her şeyden ortalıkta bol bol var.

Yani görülenin aksine kaliteden ödün verme değil, toplamda bir kalite artışı var.

Bu her yerde böyle:
  • Tercih ettiğiniz bankadan,
  • giydiğiniz ayakkabıya kadar her geçen sene daha kaliteli ürün ve hizmetlerle iç içesiniz.

Bilin bakalım blogosferde durum nasıl?

Evet, bloglar için de durum aynı. Her geçen gün daha çok sayıda ve daha kaliteli bloglar sahnede yerini alıyor.

Eğer sıkı bir blog takipçisiyseniz eminim son birkaç saat önce okuduğunuz bloglardan edindiğiniz bilginin bir kısmını, bundan beş sene önce en sevdiğiniz kitapçının altını üstüne getirseniz, üzerine yığınla para bile verseniz bulamazdınız. Çünkü ortalıkta böyle bir bilgi yoktu. (Eğer sıkı bir blog takipçisi değilseniz, hemen blog takip etmeye başlayın, blogosferi tanımanın en iyi yolu mümkün olduğunca fazla ve farklı blogu takip etmektir.)

...

Bloglardaki bu kalite artışı ise önemli başka bir sonucu beraberinde getiriyor: Blog okuyucuları her geçen gün daha da seçici olmaya başlıyorlar.

Kalilteli içeriğin ve içerik fazlalığının, gürültü ve kargaşanın giderek arttığı bir blogosferde blog okuyucuları okudukları konusunda düne göre çok daha titizler.

Ve bu titiz seçimlerini sanılanın aksine yoğun, analitik bir süreç sonucunda yapmıyorlar.Aradıkları tek bir şey var: ilişki kurabilmek.

Yani blogunuzun okuyucu kitlesinin sizi seçme nedeni o kadar da karmaşık değil:
  • Kaliteli bir içeriğiniz varsa,

  • ve bu içeriği ilgi çekici bir şekilde sunuyorsanız,

  • ve blog takipçileriniz sizinle ortak bir noktaları olduğuna inanıyorsa,

  • ve blog takipçileriniz sizi kendilerine yakın hissediyorlarsa
blogunuzun takipçi sayısı her geçen gün artacaktır. Hepsi bu.

Bu yakınlığı nasıl sağlayacağınız ise, tamamen size kalmış ;)

... Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.

Etiketler: , , , , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Perşembe, Nisan 05, 2007

Üşengeç Blogcunun Ünlü Olma Rehberi (Bölüm 2) #

Önceki bölüme bloglarınızın yoğun bir takipçi kitlesi olabileceğine; güzel ve egonuzu okşayıcı yorumlar alabileceğinize örneklerle başlamıştım.

bir troll
Fakat her zaman böyle olmayabilir, ve topluluğa değer katmak amacında bir blog yazarı olarak derinizin birazcık kalın olması gerekir. Öyle ki, bazen kişiliğinize doğrudan saldırıya varan eleştirilerle karşı karşıya kalabilirsiniz (ilk yoruma dikkat edin). Hatta (şaka yapmıyorum) ölüm tehdidi alan blogcular bile var.

Tartışmaya değer katmadan kışkırtıcı ve boş konuşan bu kimselere "Troll" adı verilir.
Amaçları sizin de onlara karşı Troll gibi saldırmanızı sağlamak ve kendilerince eğlenceli bir kavga ortamı yaratarak egolarını tatmin etmektir.

FRP severler bilir, troll'ler çirkin yaratıklar olup önlerine gelen düşünmeksizin saldırırlar, tek amaçları "zarar vermek"tir.

(resmin orijinal kaynağı http://www.howardlyon.com/)

Böyle kimselerle karşılaştığınızda yapmanız gereken tek bir davranış var: Teşekkür edin.

Rehberimizde trollere bu kadar yer ayırmak yeterli. Blog yaşantınızda bu yaratıklara bol bol rastlayacaksınız. Şimdiden hazırlıklı olun.

Trolleri bırakalım bir kenarı ve dünya blogosferine dönelim:
Şu an, sırf Technorati'ye kayıtlı 71 Milyon blog var. Ve her gün ortalama 100 bin yeni blog katılıyor blogosfere! Ürkütücü bir rakam.

Yaşadığımız blogosferdeki gürültü kirliliği üssel olarak artıyor. Fakat biz bunun farkına varamıyoruz çünkü azar azar oluyor. Aslında hayatın genelinde de böyle.
  • En basiti, 5 sene önce kaç cep telefonu çeşidi vardı, şu an kaç tane?

  • Ya da, Sadece istanbul'da şu an kaç yüz FM radyo istasyonu var sizce?

  • bundan 15 sene önce bilgisayarda tek eğlencem Commodore 64'üme en sevdiğim oyun kasedini takmak iken (evet o günlerde bilgisayarlar kasetle çalışıyordu; bildiğiniz teyp kaseti!), şu an sanal kişiliğimizle gerçek kişiliğimizi birbirinden ayıramaz olduk.
Hayatımızdaki bur karmaşa ve gürültü, herkesi değiştiriyor:
  • Bir işe başvuruyorsunuz, sizinle beraber bin kişi daha başvuruyor.

  • Borsa'da bir hisse senedinin değerindeki ufak bir artış, saniyeler içinde binlerce insanın dikkatini çekebiliyor.

  • (bayanlar bilir) Mango'da indirim günleri orman kanunları geçerli oluyor.
Eğer bunları okuyor ve halen inanmıyorsanız, büyük olasılıkla başka bir dünyada yaşıyorsunuz demektir. Öyle bir dünya ki insanlar gerçekten size önem veriyorlar.

İşin gerçeği, hemen hemen hiç kimse sizi önemsemiyor. Hatta insanların çoğu varlığınızın bile farkında değil.

Gelmek istediğim nokta şu:
Tabii ki insanların blogunuzu görmesini, sık sık ziyaret etmesini istiyorsunuz. Bununla birlikte, milyonlarca insan da sizinle aynı şeyi istiyor. Örneğin şu an sadece linkibol bünyesinde kayıtlı 250 adet (ve artan) Türkçe blog var, ve her yeni gün ortalama 10 blog ekleniyor.

Güncel hayatta insanların dikkatini dağıtan çok fazla etmen var. Ve bu kargaşada insanların size ayıracakları çok az zamanları var (bazen "keşke günler 48 saat olsa" dediğiniz olmuyor mu?).

Kalabalığın arasında dünyanın geri kalanına sesinizi duyurmak için:
  • Farklı olun. Blogunuza ait bir tarzınız olsun; blogunuza kimlik kazandırın.

  • Sonucunu düşünmeksizin değer üretin (birileri elbet size teşekkür edecektir. Kim bilir, eğer beğenirlerse belki blogunuzun RSS beslemesine bile kaydolurlar ;) )

  • Zamandan bağımsız yazılar yazın (bundan 10 sene sonra da okuyunca, okuyucuya aynı zevki versin, aynı değeri katsın),

  • Bağlantıların ve ilişkilerin gücünü azımsamayın: Siz başkalarının bloglarını okumazsanız; başkalarının bloglarına değer katan yorumlarınızla katkıda bulunmazsanız, onlar niye sizin blogunuzu okusunlar ki?

  • (ikinci kez tekrarda yarar var) Mümkün olduğunca diğer bloglar ile bağlantı halinde olmalısınız. Eğer halen üye olmadıysanız Türk blog yazarları arasına katılmakla başlayabilirsiniz işe.

  • (üçüncü bir tekrar) Unutmayın blog okuyucularının çoğu aynı zamanda blog yazarıdır. İlgi alanınızdaki diğer bloglarla bağlantı kurarsanız, hem ilgilendiğiniz konulara farklı bakış açıları yakalarsınız; hem de potansiyel okuyucu kitlenizle birebir ilişki içinde olursunuz.
Bir sonraki iletide görüşmek üzere.
.

Etiketler: , , , , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Cuma, Mart 30, 2007

Üşengeç Blogcunun Ünlü Olma Rehberi (Bölüm 1) #

Başlığı değiştirmemin özel bir amacı yok. Sadece tek satıra sığsın istedim. Bir de sanırım "ünlü olmak", "milyonları etkilemek"ten çok daha fazla kişinin ilgisini çekecektir -- ikisi de temelde aynı şey olsa da ;)

Kelime seçimi önemlidir -- hem de tahmin ettiğinizden çok fazla.

Kelimeler de dahil, dünya üzerindeki her şey hızla değişiyor. Dünün önemli kavramları, bugün kayboluyorlar. Ve bloglar bu trende bir istisna değil; onlar de hızla değişiyor.

Bu yazı dizisinde, bloglar ve güncel blog yazarlığı ile ilgili birkaç basit kuraldan bahsedeceğim. Şu an nelerin ön planda olduğuna, hangi kavramların yok olduğuna dair önemli noktaları paylaşacağım.

Ancak, bu kuralların basit ve kolay uygulanabilir olması sizi yanıltmasın:

Belki bu 15-20 iletilik yazı dizisinde yazacağım şeylerin tamamına yakınının farkındasınız ve

"eee biliyoruz zaten, ne var ki bunda..."

diyeceksiniz. Fakat bu kuralları uygulamak için tüm enerjinizi var gücünüzle harcamıyor olabilirsiniz.

Uygulamıyorsanız önemsemediğinizdendir ve inanmadığınızdandır, bilmediğinizden değil.

Bu nedenle, her şeyi olabildiğince berrak bir şekilde, teker teker ve anlaşılır bir dille paylaşacağım. Belki böylelikle günümüz blogosferinde nelerin döndüğünü farkeder ve ünlü olmanızı sağlayacak yöntemlere önem verir ve odaklanırsınız.

Bu yazı dizisi;
  • bloglar için "mutlaka yapılması gerekenler" listesi değil

  • bloglar için derlenmiş bir "sık sorulan sorular" sayfası da değil
Dediğim gibi, yazacağım çoğu şeyin zaten farkında olabilirsiniz. Bununla beraber, bu yazı dizisinin sonunda:
  • Sadece taktik / yöntem değişikliğiyle bir yere varamayağınızın; blogunuzu değiştirirken kendinizi ve yaşam tarzınızı da değiştirmeniz gerektiğinin -- Yani blogunuzu yaşamanız gerektiğinin.

  • Yukarıda söylediğim şeyin aslında hiç de zor olmadığını, zor olanın başlayacak cesareti kendinizde toplamak olduğunun.
farkına varacasınız.

Bir sonraki yazıda dünya blogosferine bir yolculuk yapacağız, ve oradan Türkiye'ye yumuşak bir iniş gerçekleştireceğiz.

O güne kadar, blog yazmaya devam edin!

Etiketler: , , , , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Pazar, Mart 25, 2007

Üşengeç Blogcunun Milyonları Etkileme Rehberi (Bölüm 0) #

"Yine zevkle bir çırpıda okuduğum bir yazı çıkartmışsın!"
"Teşekkürler, yıllardır bu soruna çözüm arıyordum..."
"Yazılarını okumak sanki Ronaldhinio ile futbol oynamak gibi, sağol."
Yukarıdaki cümleler şu ana kadar yazdığım çeşitli blog iletilerinden bana gelen geri beslemelerden sadece bir kısmı.

Sürükleyici, etkileyici ve dikkat çekici yazılar yazmak için bir ilham periniz olması şart. Fakat sanıldığının aksine bu peri gökyüzünde saklambaç oynamıyor; sizden kaçmıyor.

Eğer hâlen perinizi bulamadıysanız, bu ona nasıl yaklaşacağınızı bilemediğinizden kaynaklanıyor.

Hayır bu bir çöpçatanlık yazısı değil. Bu peri de bildiğiniz perilere benzemez.

4 yılı aşkın blog yazarlığı hayatımda öğrenebildiğim kadarıyla ilham perimin az bilinen birkaç yönünden bahsedeceğim:

  1. İlham perisi beklemekle gelmez.

  2. Viral olmak amacıyla özellikle zaman planlaması yaptığınız istisnalar hariç -- kelimelerin parmaklarınızdan döküldüğü sihirli bir başlangıç anı yoktur. Siz yazmaya başlarsınız; kelimeler arkasından gelir.

  3. Blog yazmadığınız sürece ilham perinizle de asla tanışamayacaksınız demektir.

  4. Siz blogunuzdan bir ay uzaklaşırsanız, ilham periniz sizden bir yıl uzaklaşır.

İşte bu son maddeye istinaden, seneler boyu blog yazdıktan sonra zar zor yakalayabildiğim(e inandığım) blogosferin gizemli perisini küstürmemek adına bu yazı dizisini başlatıyorum.

Her hafta bir ya da iki tane
  • can sıkmayan,
  • fazla uzun olmayan,
  • akılda kalıcı,
yazı ile belki de daha önce hiç farkına varmadığınız gerçekleri su yüzüne çıkaracağız.

Zaten bu rehber akılda kalıcı, eğlenceli - yani hap şeklinde - iletilerden oluşacağı için Üşengeç Blogcunun Milyonları Etkileme Rehberi diyorum ;)

Ufak bir ayrıntı daha:
Bu rehber sadece blogosferi, blogosferdeki yerinizi değil, hızla gelişen hayat2.0'ınızı da ilgilendirecek.

Haftada on dakikanızı bu yazı dizisine ayırmazsanız ilham periniz sihirli değneğini bırakıp sizi kızılcık sopası ile kovalayabilir :)

Demedi demeyin...

Görüşmek üzere.

Etiketler: , , , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Cuma, Şubat 23, 2007

Etkileyici Bir Konu Bulmak İçin 5 Soru #

linkibol'a daha kurumsal bir ton vermem konusunda bulduğu her fırsatta beni ikna etmeye çalışan bir arkadaşım var. Ben de her fırsatta onu bir blog yazmaya ikna etmeye çalışıyorum :)

Arkadaşımın "blog yazmamak" konusunda genelde öne sürdüğü bahaneler:
  • "Sıkılır iki gün sonra bırakırım, gerek yok."

  • "Hiç vaktim yok ki..."

  • "Bir newsletter yazana kadar saatlerimi harcıyorum, kendimi blog yazarken düşünemiyorum."

  • "Yazarlık bana göre değil..."

Şeklinde uzayıp gidiyor(du).

Geçenlerde yaptığımız bir sohbette:
  • "ille de sıkıcı bir konu üzerinde blog yazmana gerek yok ki,

  • ilgini çeken herhangi bir şey olabilir, dijital fotoğrafçılık, sinema, kısa film...

  • hem ünlü bir yönetmenden haftanın üç günü kısa film semineri alabiliyorsan, başka şeylere de rahatlıkla vakit ayırabilirsin,

  • her yönetmenin içinde bir de yazar gizlidir, unutma"
Yorumum üzerine

"hımm. düşünülebilir aslında" gibi bir cevap aldım.

Belki de cember.net blog network'e yeni (ve güçlü) bir blogger katılıyordur kim bilir ;)


Ne Hakkında Blog Yazacağımı Nasıl Belirlerim ?


Yeni bir bloga başladığınızda, ya da yazdığınız bloga paralel yeni bir blog açtığınızda yazı yazabileceğiniz konular hakkında elinizde bir liste olması gerekir. Böylelikle yazı yazmaya başlamadan önce çeşitli olasılıkları değerlendirir, size
  • gündeme,

  • ayırabileceğiniz zamana,

  • o anki ruhsal durumunuza
en uygun konuyu seçebilirsiniz.

Bu iletide benzer bir liste yapmaya çalışacağız.

İlgi Alanlarınız Hakkında Yazın

Eğer bireysel bir blog oluşturacaksanız, hobileriniz ve ilgi duyduğunuz konularda yazmak güzel bir başlangıç noktası olabilir. Konu hakkında her zaman bilgili olursunuz ve güncel / orijinal iletiler yazmakta zorlanmazsınız.

Bunun yanısıra, ilgi alanlarınız hakkında yazmak, ilgilendiğiniz konuda bilgi ve deneyiminizi derinleştirmenize de yardım eder. Zaman içinde blogunuzun takipçileri yazdığınız konuda gerçekten istekli olduğunuzu ve kendinizden bir şeyler paylaştığınızı fark ederler.

Bilgi Boşluğunu Doldurun

Hiç internette arama yapıp da eli yüzü düzgün bir sonuç bulamadığınız oldu mu? Belki de yaptığınız bu arama bir blog konusudur! Unutmayın, çağımızın en büyük boşluğu bilgi boşluğudur, bilgi boşluğunu ilk gören ve ilk dolduran her zaman kazançlı çıkar.

Biraz araştırma yapın, kaynak toplayın ve kimsenin henüz doldur(a)madığı bu bilgi boşluğunu blogunuzla doldurun.

Ya da diyelim şirketiniz hakkında yazılar yazdığınız kurumsal bir blog başlatmak istiyorsunuz.
O zaman müşterilerinizle ve bağlantılarınızla (olası müşterileriniz) konuşun ve onların hangi ürünler hakkında bilgiye ihtiyaçları olduğunu; firmanızın hangi ürün veya hizmeti konusunda detaylı ve doyurucu bilginin onları tatmin edeceğini araştırın.
(Tabii bu noktada kendi işinizi ve firmanızı çok iyi tanıdığınızı varsayıyorum)

Blogunuzda satış yapmayın (pasif satış dahil olmak üzere). Sadece ürün ve/ya hizmetinizi tanıtın. Gerçekten ilgilenenler zaten size alıcı olarak dönecektir.

Blogunuz sayesinde müşteri ilişkilerinde zirveye erişebileceğinizin farkında mısınız?

Listemi Çıkardım Şimdi Ne Yapayım ?

Listenizi hazırladıktan sonra, konuları teker teker elemekle başlayabilirsiniz işe. Bazı konular, diğerlerine göre daha değerlidir. Ve hangi konunun blogunuzda işlenmeye değer olduğunu, nelere ağırlık vermeniz gerektiğini belirlemek tamamen size kalmış.

Size zor gelen maddeleri, hemen hemen her gün yazacak bir şey bulamayacağınız konu başlıklarını, yazarken sıkılabileceğiniz konuları listenizden çıkarın
(
örneğin ben her gün
hakkında yazacak bir şeyler bulabilirim :) Siz de blogunuza aynı şekilde bağlanın.)

Böyle devam ederek bir elin parmağı kadar konu elinizde kalınca şu sorulara cevap verin.

  1. Seçtiğim konu, başkalarının da ilgisini çekecek kadar popüler mi?

  2. Bu konu hakkında yazı yazan kimler var, başka bir deyişle yazı yazacağım pazarda ne kadar yoğun bir rekabet ortamı var?

  3. Bu konuda yazanların bilmediği farklı / orijinal / çarpıcı bir şeyler biliyor muyum?

  4. Konuya genel olarak toplumun ilgisi artıyor mu, azalıyor mu, sabit mi?

  5. Her gün yeni bir şeyler ekleyecek kadar malzeme var mı elimde?

Bu soruların tamamına mükemmel cevaplar bulamayabilirsiniz. Fakat bu süreci takip ettiğinizde hangi blog konusunu seçmeniz gerektiğini net olarak belirlemiş olursunuz.

Peki siz konu belirlerken ne gibi bir yöntem izliyorsunuz?

Etiketler: , , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Pazar, Şubat 11, 2007

Beyler, bir Sevgili Bulmanıza Yardım Edecek Beş Başlangıç Cümlesi #

O zaman aşağıdakileri başlık cümlelerini deneyin:

1. İlk görüşte aşka inanır mısın, yoksa yarın tekrar geleyim mi?

2. Eğer bir aynanın karşısında dursan ve elinde 11 gül olsa, aynada dünya üzerindeki en güzel çiçeklerden 12 tanesini görürdün.

3. Sen herkesin sevmeyi haketmeyeceği kadar özeslsin.

4. Güneş gözlüklerim yanımda değil; yüzüne bakamıyorum.

5. Gönlümün sultanısın, sen başımın tacısın...

Tamam :) Bu satırların hiç biri tek başına bir sevgili bulmanız için yeterli değil.
Fakat konu blog iletinizin başlığı ise başlangıç kelimeleri en az bu kadar önemlidir.

Blogunuzdaki Konu Başlıklarının Amacı

Başlığın amacı, potansiyel okuyucularınızın blog içeriğinizin ilk satırını okumasını sağlamaktır.
İlk satırın amacı, okuyucularınızın ikinci satırı okumasını sağlamaktır.
İkinci satırın amacı ise okuyucularınızın...

Sanırım anlaşılmıştır :)

Blog Başlıklarını Nasıl Kurgulamalı

Okuyucularınız blog iletinizin tamamının okunmaya değer olup olmadığına blogunuzun başlığına ve ilk birkaç cümlesine bakarak karar verirler.

Okuyucularınız ancak ve ancak konu başlığınız ve ilk birkaç cümleniz aşağıdaki sorulardan birkaçına cevap verirse yazınızı okumaya devam edeceklerdir:
  • Konu başlığı, okuyucuda merak uyandırıyor mu?

  • Konu başlığı, okuyucuda daha fazlasını öğrenme uyandırıyor mu?

  • Konu başlığı, blog yazısının okuyucuya fayda sağlayacağını garantiliyor mu?

  • Konu başlığı eğlenceli mi ? ... gibi

Bu maddelerin tamamını yazdığınız tüm ileti başlıklarına uygulamak zorunda değilsiniz.

Fakat eğer okuyucularınızın blog iletinizi sonuna kadar takip etmelerini ve yazdıklarınız konusunda büyülenmelerini / ikna olmalarını istiyorsanız en başından itibaren okuyucularınızda bu ilgiyi uyandırmak için sıkı çalışmalısınız.


Uzun lafın kısası, başlık önemlidir. Hem de sandığınızdan çok daha önemlidir.


Bakın bu iletinin başlığı nasıl da bu yazıyı bir çırpıda sonuna kadar okumanıza neden oldu ;)


Sevgililer gününün herkes için mutlu geçmesi dileğimle.

Etiketler: , , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Çarşamba, Ocak 31, 2007

Bloguma Nasıl Yeni Okuyucular Getirebilirim? #

Eğer blog yazarlığını ciddi olarak yapıyor; haftada en azından bir iki ileti yayınlıyorsanız emeğinizin karşılığını almayı isteyeceksinizdir.

Emeğinizin en büyük karşılığı da blogunuzun daha çok kişi tarafından takip edilmesidir.

Bugün blogumuzu daha geniş bir kitlenin izlemesi için neler yapabileceğimizi incelemeye çalışacağım:

1. Blog Konunuz ile İlgili Diğer Bloglara Yorumlar Bırakın

Yorum bırakmak iki blog (ve de iki blogcu) arasında gizli bir iletişim bağı oluşturur. Aslında kişinin bloguna yorum bırakarak, yazılarına değer verdiğinizi, onu takip ettiğinizi ve aynısını kendisinden de beklediğinizi ifade edersiniz. Yani iki blog arasında bir sosyal sözleşme imzalamış olursunuz.

Eğer değer katan ve ilginç yorumlar yapıyorsanız, emin olun bu yorumlar blogunuza yeni takipçiler olarak size geri dönecektir.

2. Sosyal Ağlara Üye Olun / Forumlara Katılın

E-posta tartışma grupları, forumlar, sosyal ağlar... eğer bu ortamlarda blog konunuzla ilgili bir tartışmaya aktif katılımcı olursanız; bilgi ve deneyimlerinizi paylaşırsanız, uzun vadede blogunzu takip edenlerin sayısındaki artışa inanamayacaksınız.

3. Konu Başlıklarını Seçerken Özen Gösterin

Başlık basit olmalı, ilgi çekici olmalı, bir şekilde "okuma isteği ve merak" uyandırmalı. Ve tabii ki yazdığınız konuyla ilgili olmalı.

4. Zamandan Bağımsız Olun

Kalıcılık bir blog iletisinin değerini belirleyen en önemli kriterdir. Yazdıklarınız şu an değil, bundan aylar / hatta seneler sonra okunsa bile değerini kaybetmemeli ve okuyana bir şeyler katmalı.

6. Bulunduğunuz Şehirdeki Blogcularla Bağlantıda Olun

Sanal ortamdaki paylaşımınızı reel ortama taşımayı hiç düşündünüz mü?
Bir brunch, sinema, ya da bowling turnuvası. Hiç fena olmaz bence.

7. Ücretsiz Bir Şeyler Verin

Mesela Don Kişot Blogumun tasarım dosyalarını isteyene bedavaya veriyorum.
Bu sayede Türkçe anlamayan yabancı sitelerden bile sadece sayfa tasarımını incelemek ve kaydetmek için sayfalarımı ziyaret edenler oluyor.

Sizin de blogunuzda bedavaya vereceğiniz bir şeyler olabilir. Bir düşünün...

8. Karşıt Görüşlere İzin Verin

Fikir çeşitliliğinden korkmayın. Blogunuzda yapılan her türlü yorum altın değerindedir.
Hatta farklı bakış açılarında olan katılımcıları özellikle destekleyin ve yorumlarını detaylandırmaları için yönlendirin.

9. Okuyucularınızı RSS hakkında bilgilendirin


Halen RSS nedir bilmeyeniniz var mı?

10. Reel Ortamda da Tanıtın Kendinizi

Ailenize, yakın çevrenize, arkadaşlarınıza... hatta alışveriş yaptığınız manava blogunuzdan; blogunuzun ne ile ilgili olduğundan, ne gibi ihtiyaçlara cevap verdiğinden bahsedin.

11. Blogunuzu Sık Sık Güncelleyin

Sık ileti yazarsanız daha çok okuyucunuz olacağı kesindir. Bunun yan etkisi olarak iletilerinize daha az yorum yapılacaktır.

Çok okuyucu mu, yoksa çok yorum mu sizin için önemli tamamen sizin blog stratejinize kalmış.
İleride bu konuya daha detaylı değinebiliriz.

12. Diğer Blogların Sizden Bahsetmesini Sağlayın


Diğer bloglarda yazdığınız bir iletiden bahsedilmesi, blogunuza yeni okuyucular çekmenizi sağlayacaktır.

Kendi konunuzla ilgili blog yazanlarla sürekli bağlantıda olun. MSN, googletalk, jabber, e-mail, telefon, güvercinler... fark etmez. Ama mutlaka bağlantıda olun ve mümkün olduğunca karşılıklı paylaşımda bulunun.

13. Bir E-posta Listesi Oluşturun

Kendi bloglarımda vakit bulamadığım için hiç denemedim. Ama e-posta listesi oluşturan blogcular hallerinden gayet memnunlar. Bunun birkaç nedeni var:
  • RSS de aynı işi yapıyor gibi görünse de ülkemizde RSS kullanımı halen yeterli düzeyde değil. RSS yeterince tanınmıyor. Fakat hemen hemen herkes e-posta kullanmayı biliyor.

  • Kendilerine gelen e-postayı beğenen insanlar aldıkları e-postayı büyük olasılıkla arkadaşlarına da iletiyorlar.
14. Blogosferi Yakından Takip Edin

Blogosferde hangi konular ön planda takip edin. O anki trend ne ise o konuda yazarsanız; hatta daha iyisi, gelecekte olası trendler ne ise bunları öngörür ve önceden bu konularda yazarsanız, diğer bloglarda kendi blogunuzdan bahsedilme ihtimalini arttırırsınız.

Hatta bir adım daha ileri gidin; proaktif davranın; konunuzla ilgili yazılar yazan blogcuları, kendi blogunuza katkıda bulunmaya davet edin.

...

Şimdilik bu kadar.
Milyonlara erişme yolunuzda başarılar.

Etiketler: , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Cumartesi, Aralık 09, 2006

Blogunuzu Popülerleştirmenin Az Bilinen Yolları #

Daha doğrusu çoğumuzun az çok bildiği ama uygulamaya üşendiğimiz yollar ;)

Bir blog yazarı olarak tabii ki hedefiniz popüler olmak, blogosferde sözü geçen birisi haline gelmektir. Bunu da
başarabilirsiniz.

Fakat bunların yanısıra bazı ayrıntılara dikkat etmenizin blog trafiğinizde roket etkisi yapacağını fark edeceksiniz.

Daha çok kişinin blogunuzu ziyaret etmesini istiyor musunuz? O halde:

7. En Güncel Haberleri Bulan ve Duyuran Siz Olun

Haberler blogosferde orman yangını gibi yayılırlar. Eğer yayılan haber önemli, üzerinde konuşulan, pazarlamacıların deyimi ile "trendy" bir haber ise; yayılma hızı çok daha fazla olacaktır.

Şimdi bu haberi ilk verenin siz olduğunuzu düşünün. Haber hızla yayılacak ve haberi okuyan herkes sizin hakkınzda yazacak ve kaynak olarak size link verecektir.

Çoğu zaman, sizin gibi düşünen binlerce insan olduğu için, bir haberi ilk sizin vermeniz mümkün olmayabilir. Ama eğer doğru zamanı yakalarsanız
  • İnsanlar size bu güncel haberden dolayı link verecektir.

  • Daha da önemlisi, insanlar "acaba başka yenilikler bulur muyum?" düşüncesiyle blogunuzu düzenli olarak takip etmeye devam edecektir.
6. Haftasonları "da" Yazın

Büyük olasılıkla blogunuzun okuyucuları başka blogları da okuyorlar. Ortalıkta binlerce benzer blog olduğunu düşünürsek, okuyucu kitleniz büyük olasılıkla takip ettikleri blogların tamamını okuyamıyorlardır.

Eğer, haftasonları yani okuyucularınızın göreli olarak daha fazla zamanları olduğu günlerde blog yazılarınızı yayınlarsanız blogunuzun okunma olasılığını arttırırsınız.

Sektörünüzdeki bloglara bakın. Büyük olasılıkla çoğu haftasonları ileti göndermiyordur. Bazılarınız için zor gelebilir; ama eğer haftasonu blogunuza zaman ayırabilirseniz faydasını görürsünüz.

5. Zamandan Bağımsız İletiler Yazın

Yazdığınız yazılar, okuyucu ne zaman okursa okusun ona bir şeyler katabilsin.
Ömrü bir hafta olan magazin iletilerinin de trafik çekici yönü vardır; ama uzun ömürlü bir yazı blogunuz var olduğu sürece size yeni ziyaretçiler kazandıracaktır.

4. Yeni Birşeyler Öğretin

Blogunuzla okuyucularınızı eğitmeye ve yönlendirmeye çalışın. Böylelikle yazdığınız konularda saygınlığınız ve dolayısıyla okuyucu kitleniz artacaktır.

3. Sosyal Olun

Diğer blog yazarlarına e-posta gönderin. Beğendiğiniz bloglara yararlı ve katkı sağlayıcı yorumlar yazın.

2. Konu Seçerken Seçici Olun

Yazınızın viral olarak yayılması yani rahatlıkla geniş bir kitleyi etkileyebilmesi için;
  • dili basit olan.

  • teknik jargondan mümkün olduğunca uzak,

  • herkesin anlayabileceği,

  • başkalarının daha önceden önemsemediği (ama önemli) konulara parmak basan,

  • başlangıçta duygusal bir direnç, bir karşı çıkma, isyan ya da itiraz oluşturan,

  • ve en sonunda okuyucunun gün boyunca dünyaya farklı bir gözle bakmasını
    sağlayan
bir konu bulmaya çalışın.

1. cember blog'u takip etmeye devam edin.

cember blog; blogunuzu milyonlara eriştirmenize yardım etmek için kuruldu.
Eğer milyonlara erişmek istiyorsanız, doğru başlangıç noktasındasınız.

Etiketler: ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Çarşamba, Aralık 06, 2006

İlgi Çekici Blog Konuları Bulmak İçin 10 Yöntem #

Blogunuzla ilgilenenlerin sayısının artması için kaliteli blog iletilerine ihtiyacımız olduğunu gördük.

Bu da doğrudan orijinal fikirlere ihtiyacınız olduğu anlamına gelir. Fikir üretmek ise, sanıldığı kadar kolay bir iş değildir. Bazen birden bire aklınıza bir şeyler gelir ve yazıverirsiniz. Bazense okuyucu kitlenizin açlığını gidermek için yazacak konu bulmakta zorlanırsınız.

Sonuçta blogunuza başlayarak, isteseniz de istemeseniz de beklentileri olan bir takipçi kitlesi oluşturdunuz. Ve milyonlara erişmek için tek yolunuz bu kitlenin isteklerini ve beklentilerini karşılamak.

Bazen en deneyimli blog yazarları bile "artık buraya kadar, yazacak bir şeyim kalmadı, bu blogu burada noktalamak gerek..." düşüncesine kapılabilir.

Eğer blogunuza yeni fikirler bulmakta güçlük çekerseniz aşağıdaki araçlar içinize yarayabilir:

1. google grupları

http://groups.google.com/

google gruplarında farklı alanlarda onlarca tartışma bulabilirsiniz. Sadece google grupları arasında gezinmeniz bile bir sonraki blog yazınız konusunda kafanızda bir ampul yakabilir.

2. Vikipedi

http://tr.wikipedia.org/

Herkesin katılabildiği ve içerik ekleyebildiği özgür ansiklopedi.
Evet, "siz" de herkes'in içindesiniz.

3. Konuşmalar

Şaşırtıcı ama, blog yazılarımın epey bir kısmı forum tartışmalarım, MSN konuşmalarım, e-posta yazışmalarımın, ya da arkadaşlarla beraber tavla oynayıp nargile içtiğimiz sohbet toplantılarında çıkıyor.

Konu mu arıyorsunuz? jabber / gtalk / msn / e-posta arşivlerinizi bir karıştırın. Kesin bir yerlere bir şeyler saklanmıştır.

4. Blog Okuyucularınızdan Gelen Soru ve Yorumlar

Bkz: bir önceki madde.

5. Diğer Bloglar

Beğenerek takip ettiğiniz bloglar mutlaka vardır. Bu blogların arşivlerinde bir gezinin bakalım. Belki ilham periniz oralarda gizlenmiştir.

Ve tabii ki alıntı yaparsanız, alıntı yaptığınız bloga referans verin. Bu hem blogcular arası nezaket kurallarının gereğidir, hem de blogunuza daha çok okuyucu çekmenize yardımcı olacaktır.

6. Gazeteler, Dergiler, Kitaplar

Her şeyi internet üzerinden aramak zorunda değilsiniz. Bazen okuduğunuz bir köşe yazısı bile yeni bir blog konusu oluşturabilir.

7. Saçma Fikirler


Bazen yatağımda sırtüstü uzanmış öylesine düşünürken aklıma tamamen mantıksız, uçuk bir fikir gelir. Yatağımdan fırlar ve bir köşeye not ederim. Bilirim ki, ileride bir sonraki blog yazımın konusu olabilir.

8. Kişisel Deneyimleriniz

Blog yazılarımın hatrı sayılır bir kısmı o an yaptığım iş ile, ya da geçmişte yaşadığım deneyimlerle ilgilidir. Sorunlar, başarılar, karşınıza çıkan zorluklar, yaptığınız hatalar genellikle kaliteli bir blog yazısı için en iyi kaynaktır.

9. Beyin Fırtınası

Freemind benzeri bir program kurun, ve aklınıza ne geliyorsa ekleyerek bir düşünce ağacı oluşturun. Emin olun ileride işe yarayacaktır.

10. Blog Arşivleriniz

Kendi blogunuza ait arşivleri tarayın. Bulduğunuz yeni yazı fırsatlarını görünce şaşıracaksınız. Yazılarınızın bir kısmı henüz tamamlanmamış, yarım kalmış, geliştirilebilir fikirlerden oluşuyor değil mi? O zaman ne duruyorsunuz?

Fikriniz bol olsun!

Etiketler: , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Çarşamba, Kasım 29, 2006

Blog Yazılarınızı Daha Çok Kişinin Okuması İçin Bir Yöntem #

Blogunuz ne kadar kaliteli olursa olsun; içeriğinizi düzgün biçimlendirememişseniz ve (aslında önemsiz gibi görünen) belli başlı anahtar noktalara dikkat etmemişseniz blogunuzu okuyan kişilerin sayısının gittikçe azaldığını farkedeceksiniz.

Peki iyi bir blog yazısında neler olmalı?

Açıklayıcı ve Anlamlı Başlıklar

Başlık okuyucunun zihninde oluşan ilk izlenimdir. Başlığı okur okumaz blog yazısının içeriğini aşağı yukarı ne olduğunu tahmin edebilmelidir.

Ters Piramid Şeklinde Yazın

Yani öncelikle ele alacağınız çekirdek fikri ana hatlarıyla anlatın; daha sonra detayları belirleyin.
Blog yazınızın ilk üç dört cümlesi, okuyucuların okumaya devam edip etmeme kararını aldıkları önemli bir sınırdır.

Linklerin Düzgün Kullanımı

Genellikle blog yazınızda kullanacağınız ilk link kullanıcıların en çok tıklayacğaı linktir. O nedenle bu link yazdığınız yazının ana linki olmalıdır. Başka bir nokta ise yazıda çok fazla link kullanımı okuyucunun dikkatini dağıtır.

Tabii ki yazınızdaki link sayısı, kullanım amacınıza göre değişebilir:
  • Eğer okuyucunun blogunuzu genel olarak tanımasını istiyorsanız yazınızda bol bol önceki iletilere link vererek okuyucunun genel bir fikir edinmesini sağlayabilirsiniz.

  • Tersine, eğer okuyucunun yazdığınız konuyu çok iyi kavramasını istiyorsanız, birkaç önemli anahtar noktal dışında link vermeniz doğru olmaz.

Yazı Uzunsa Arada Toparlayın

Ana fikirden tekrar bahsedin, okuyucunuz yazının ortasına doğru nerede olduğunu unutabilir; dağılabilir.

Yazınıza Akışkanlık Kazandırın
  • listeler,
  • resimler,
  • başlıklar, alt başlıklar,
  • yan notlar,
  • alıntılar,
  • simgeler,
  • renkler,
  • kalın ve yana yatık yazılar...
gibi pek çok öge ile yazınıza görsel bir akış, görsel bir ritm verebilirsiniz.

Gerek içerik olarak, gerekse görsel olarak yazınız monotonluktan ne kadar uzak olursa o kadar çok kişinin ilgisini çeker.

Tabii her şeyin fazlası zarar. Yazıya görsel bir akış kazandırmak ile blog iletinizi Rio Karnavalı'na çevirmek demek değil kesinlikle.

Genel kural: Ancak ve ancak Yaptığınız görsel eklenti/değişiklik bir mesaj iletiyor, yazıya farklı bir anlam katıyorsa ekleyin.

Güncellemeleri ve Değişiklikleri Belirtin

Diyelim bir ay sonra blog iletinizi değiştirdiniz. Neleri değiştirdiğinizi kısaca belirtin.
(ve de okuyucularınız blog iletinizde yanlış bir şeyler yakaladıysa derhal iletinizi güncelleyin).

Yayınlamadan önce tekrar, tekrar, tekrar... okuyun

Blog iletinizin imlası ne kadar düzgünse, kelimeleri ne kadar yerinde kullanmışsanız, dili ne kadar sürükleyiciyse; blogunuza da o kadar çok okuyucu gelecek demektir.

Özellikle önemsemediğinizden ya da fark etmediğinizden yaptığınız yazım hataları okuyucunun blogunuz üzerindeki ilk izlenimini ciddi anlamda etkiler. Blog yazarı iseniz, aynı zamanda "yazar"sınız demektir. Ve bir yazar en azından "de"leri, "ki"leri, "mi"leri ne zaman ayrı ne zaman bitişik yazacağını bilir; mümkün olduğunca öz Türkçe kelimeler kullanır; dili berrak ve akıcıdır. Öyledir, öyledir.

BONUS: linkibol blog araçları yardımıyla bloguna daha fazla okuyucu çekebilirsin ;)

Etiketler: ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Cuma, Kasım 17, 2006

Blogunuza Yeni Okuyucular Çekmenin Sırrı #

Her blog yazarının hayatında özel bir gün vardır: bloguna ilk yazısını eklediği gün.

Eğer başkasının daha önceden başlattığı bir blogda konuk yazar olarak yazmıyorsanız; blogunuzu ilk başlattığınız sadece bir tane sadık okuyucunuz var demektir:

Evet siz!

Belki ilk birkaç gün kız/erkek arkadaşınıza, babanıza, arkadaşlarınıza haber verdiğiniz için bir miktar ziyaretçi gözleyebilirsiniz. Fakat blogunuza yeni kullanıcılar bulma çabanızı sadece yakın ve samimi çevrenizle; hatır-gönül ilişkileri ile sınırlarsanız kısa bir süre sonra yine kendi blogunuzu tek okuyan kendiniz olacaksınız demektir.

Aşağıdaki aşamaları takip ederek, blogunuz için kalıcı / sürekli / meraklı ve ilgili ve giderek genişleyen bir okuyucu kitlesi elde edebilirsiniz. Aşağıdaki adımları teker teker, sindire sindire yapmanızı tavsiye ederim. Bir adımı tam anlamıyla tamamladığınıza inanmadan bir sonrakine geçmeyin.

Unutmayın ki, bir blogun olgunlaşması aylar, hatta bazen yıllar alabilir. Sabırlı olmalısınız.

Emin olun, belirli bir noktadan sonra yeterli ivmeyi kazanacaksınız; kendi kendini besleyen yeterince büyük bir okuyucu kitleniz olacak; ve blogunuzu okuyucu kitleniz kulaktan kulağa yaymaya başlayacak; ve bu kadar yoğun çaba göstermeye ihtiyacınız kalmayacak. Fakat şimdilik biraz terleyeceğiz.

Kişisel deneyimim, günde 100-200 okuyuculuk bir trafiğe eriştiğiniz zaman kaliteli içerik sağlamaya devam ettiğinzi sürece yeni okuyucular kendiliğinden gelecektir. Asıl önemli olan ilk 200 sadık okuyucuyu elde edebilmek.

Nasıl mı?

1. En az beş tane doyurucu blog makalesi yazın.

"doyurucu" derken; 500-600 kelimeyi aşmayan, kendi ilgi alanınızla ilgili sıkıcı olmayan pratik ve kullanışlı bilgi ve tavsiyeler içeren yazılardan bahsediyorum. Mesela şu an okuduğunuz makale "doyurucu" kategorisine girebilir; çünkü blogunuza ivme kazandırmak için geçmeniz gereken kilometre taşlarına değinerek size farklı bir bakış açısı kazandırıyor.

Ne kadar çok "doyurucu" makaleniz varsa; blogunuz o kadar iyidir. Çünkü "doyurucu" makaleler kısa, öz, okuyucunun tam ihtiyacı olan ve zamandan bağımsız (herkesin her zaman ihtiyaç duyacağı referans şeklinde) yazılardır.

2. Her gün en az bir blog yazısı yazın

Her blog yazınızın doyurucu olmasına gerek yok. Fakat blogunuzu taze tutmak için her gün yeni içerik ekleyip; arada mümkün olduğu kadar da "doyurucu" nitelikte makaleler yazmalısınız.

Unutmayın ki blogunuzu henüz yeni açtınız, sizi daha ilk ziyaret edenlere ne kadar dinamik; kendini sürekli güncelleyen bir blog olduğunuzu göstermelisiniz. Öyle ki, blogunuzu bugün ziyaret eden bir kişi; yarın geldiğinde farklı ve etkileyici taze bir içerik bulacağından emin olmalı.

Eğer böyle olursa ziyaretçilerinizin blogunuzu sık kullandıkları linkler arasına ekleme, ya da rss beslemenize kayıt olma ihtimalleri artar.

Tabii ki bu tempoya sürekli devam etmek zorunda değilsiniz. Yukarıda sözü geçen 200-300 okuyucu limitine ulaştığınızda temponuzu bir miktar daha yavaşlatabilirsiniz (mesela her gün değil de, haftada bir). Fakat özellikle ilk birkaç ay hayli kritiktir ve her gün bir ileti yazmanız yararınıza olacaktır.

3. Yazdığınız konu ile tutarlı bir alan adınız olsun.

Yanlış anlaşılmasın, blogspot.com ya da blogcu.com tarzı "hosted" bir servis üzerinden de blogunuza devam edebilirsiniz. Ancak eğer blogunuzu kendi alanınızda barındırırsanız okuyucularınızda blog yazarlığını, mesleğiniz gibi giddiye alarak yaptığınız duygusunu pekiştirmiş olursunuz.

Bu blogu daha önce hiç okumadığınızı var sayın ve aşağıdaki adresleri karşılaştırın:
Sizce hangisi daha kurumsal; daha tutarlı; işini ciddiye alıyormuş izlenimi uyandırıyor?

Bence de.

Alabiliyorsanız kısa ve anlamlı bir alan adı alın. Mümkünse aldığınız alan adı ".com" ile bitsin ve 5-6 harfi geçmesin. (örneğin sarmal.com )

Şimdiki aklım olsa http://www.volkanozcelik.com/donkisot/ blogumu çok daha sade bir alan adı seçerek başlatırdım. Şu an arama motoru sıralamasını ciddi olarak etkileyeceği için böyle bir girişmde bulunamıyorum.

Uzun lafın kısası, alan adınıza en başta karar verin. Sonradan değiştirmeniz çok zor olabilir.

Kısa, akılda kalan, anlamlı ve yazdığınız konu ile bire bir örtüşen bir alan adı bulduysanız, iyi bir iş çıkardınız demektir :) (biliyorum kolay değil)

4. Diğer bloglarla tanışın

"doyurucu" makalelerinizi ve günlük taze makalelerinizi belirli bir tempo ile yayınlamaya başladıktan bir süre sonra (tercihen bir ay) dış dünyaya açılmaya hazırsınız demektir.

Dış dünya ile tanışmanın en kolay yolu ilgi alanızda blog yazan diğer blog yazarlarının yazdıklarını okumaktır. Başkalarının yazdıklarını okuyun; beğendiğiniz yazılara yorumlar yazın. Beğendiğiniz blog yazarlarına e-posta atın (herkes kendisini beğeni ile takip eden bir hayranından e-posta almaktan mutlu olur. utanmanıza, sıkılmanıza gerek yok)
Böylelikle bu yazarlar sizin blogunuzla daha yakından ilgilenecek; yazdıklarınızı takip etmeye başlayacaklardır.

Çoğu blog sistemi yazdığınız yorumla beraber sitenize/blogunuza bir link eklemenize izin verir. Eğer yoğun bir şekilde yorum yapan biri iseniz ve yorumlarınızda yazdıklarınız gerçekten değerli ise; kendi görüşlerinizi ve bakış açınızı yansıtıyorsa, insanlar sizin eserlerinizden daha fazla yararlanmak isteyecek ve bu link üzerinden blogunuza yönleneceklerdir.

İyi bir blog yazarı, sürekli aktif olmak zorundadır.

5. Blog okuyucularınızı blogunuza yorum eklemeleri içn yönlendirin.

Bir kişiyi sadık bir okuyucu olmaya ikna etmenin bir yolu da onların sadık olduklarını ve zaten yazdıklarınızı düzenli olarak takip ettiklerini ispatlamaları için bir fırsat vermenizdir.

Eğer blogunuzda yorumlar varsa, içeriğiniz yorum yapmaya değer demektir. Bu da okuyucuların merakını arttırır.

Blogunuza gelen yorumlara her zaman cevap vermeye özen gösterin. Böylelikle blogunuz monolog karakterinden çıkıp, daha sıcak bir paylaşım ortamına dönüşecektir. Bu da okuyucu sayınızı gözle görülür biçimde arttıracaktır.

6. Daha çok ve daha çok "doyurucu" makale yazın.

Yukarıdaki yöntemlerin hepsi eğer ortalıkta gerçekten doyurucu bir içerik varsa işe yarayacaktır. Kimse kendine değer katmayan bir yazıya yorum eklemek istemez. Kimse kendisi için bir şey bulmadığı bir blogu tekrar ziyaret etmek istemez. İçerik her şeyden önce gelir.

Mesela her haftasonu bir tane gerçekten doyurucu makale yazmayı hedefleyin. Böylelikle bir yılın sonunda elliden fazla kaliteli makale sahibi olmuş olacaksınız. Bu da blogunuza sürekli, zamandan bağımsız ve sayısı giderek artan bir okuyucu kitlesi kazandıracaktır.

...

Umarım, buraya kadar yazdıklarımı okurken sıkılmadınız. Blogunuza yeni okuyucular bulmak biraz da hem kendiniz hem de okuyucu kitleniz için neyin en iyi olduğunu tespit etmeye çalıştığınız bir deneme-yanılma serisidir. Eğer ciddi anlamda bu konu üzerinde düşünürseniz, hiç şüphem yok ki sizin için en uygun yöntemi bulacaksınız.

Etiketler: ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Salı, Kasım 07, 2006

Blogum İçin Uygun (niche) bir Konu Nasıl Seçebilirim? #

Belirli bir okuyucu kitlesi olan ve "başarılı" olarak gördüğüm tüm bloglarımın belirgin bir niche kitleye hitap ettiğini fark ettim. Yani her konudan azar azar bahseden bir blog yazmaktansa, kendi konularında detaylı ve derinlemesine bilgi veren bir çok blog yazmak benim için daha olumlu sonuç verdi.

Blogunuzun belirgin bir konu etrafında şekillenmesinin yararlı olacağı düşüncesindeyim. Peki ama konu olarak ne seçmeli?

Seçtiğiniz Konuya Gerçekten İlgi Duyuyor musunuz?

Blogunuzun ne hakkında olduğu biraz da sizin ne hakkında olduğunuzla ilgilidir. Blogunuz bir şekilde sizin yansımanızdır.

Öncelikle, eğer popüler takip edilen ve saygı duyulan bir blogunuz olmasını istiyorsanız, zamana ihtiyacınız var. Hem de uzun bir zamana. Bu nedenle kendi kendinize "Bu konuda 12 ay boyunca her gün yeni bir şeyler yazabilir miyim?" diye bir sormanız iyi olur. Eğer cevabınız "hayır" ise; blog başlatacak farklı bir konu bulmanızı öneririm.

İkinci bir nedense, eğer gerçek anlamda ilgi duymadığınız, dikkatle takip etmediğiniz bir konuda yazarsanız kelimeleriniz sizi hemen ele vereceğidir. Bu durumda blogunuz kısa zamanda canlılığını kaybeder ve okuyucu kitleniz giderek sizden uzaklaşır.

Emin olun kimse yazarının gerçekten inanarak ve istekle yazmadığı bir yazı dizisini okumak istemez.

Seçtiğiniz Konu ne Kadar Popüler?

Blog yazarının konusu hakkında meraklı ve ilgili olması tanınmış bir blog oluşturmak için gereklidir. Ama yeterli değildir. Asıl önemli nokta yazdığınız konu hakkında insanların yeni şeyler öğrenmek istemeleridir.

Bu durumu basit bir arz-talep dengesine indirgeyebiliriz: Kendi konunuzu çok seviyor olabilirsiniz. Fakat toplumun geri kalanı bu konu ile ilgili değilse; yani yazacağınız konuya yeterli talep yoksa talep oluşturmanız ve pazarı şekillendirmeniz çok daha zor olacaktır.

Yanlış anlaşılmasın. Zor olması, imkânsız olacağı anlamına gelmiyor.
  • Belki henüz kimsenin fark etmediği; bilmediği ve bu nedenle gerekli talebin oluşmadığı bir ortamda yazıyorsunuzdur.

  • Belki okuyucu kitlenizde yepyeni bir davranış biçimi yerleştirmeye çalışıyorsunuzdur.

Bu durumda blogunuzla eğilim belirliyorsunuz demektir (trend setter). Böyle bir blog yazarını diğer yazarlardan çok daha zorlu bir yol bekliyor demektir. Ama bu uğraşının sonunda toplayacağı ödül de aynı oranda değerlidir.

cember.net blog network blog'unu ele alalım: Türkiye'de "etkin ve etkileyici blog yazma", "blog pazarlaması", "blog iletişimi"... gibi konuları ele alan başka bir blog göremedim (gören varsa; paylaşırsa mutluluk duyarım). Yanısıra incelediğim yüzlerce Türkçe blog'un büyük bir kısmında geniş bir kitleye hitap edebilecek öngörünün olmadığını fark ettim. Ve toplumda eğilim oluşturmak konusunda katkıda bulunabileceğine inandığım cember.net blog network blogunu başlattım. Kısacası zorlu bir yola ilk adımımı attım.

Blogunuzun Konusu Genişliyor mu, Daralıyor mu?

Popüler konular zaman içerisinde değişir; popülerliklerini kaybedebilirler. Tıpkı borsa hissesi satın almak gibi bir konu henüz popülerleşmeden -- yani çıkışa geçmeden -- o konuda yazmaya başlamak; halihazırda yüzlerce kişinin yazdığı ve oldukça popüler bir konuda blog başlatmaktan çok daha hızlı dikkatleri üzerine çekebilir.

Diğer blogları düzenli olarak takip edin. Blogosferde hangi konular çıkışta, hangi konular daha popüler olmadı gözlemleyin. Televizyonu, gazeteleri, dergileri, basını düzenli olarak takip edin. Eğer kullanmıyorsanız acilen bir RSS okuyucusu kurun ve kullanmaya başlayın.

Ortada Benzer Konuda Yazan Rakip Bloglar Var mı?


Blogunuza konu seçerken düşülen tuzaklardan birisi de çoğunluğun konuştuğu popüler konular arasından seçmektir.

Yine piyasa ekonomisi ve arz-talep işin işine giriyor: Pazar ne kadar benzer bloglarla dolu ise; "ben de ben de" (mee too) tarzı bir yeni blogun takip edilme olasılığı da o kadar düşüktür.

Ne kadar farklı ve orijinal olursanız o kadar iyidir (kendime not: bu konuya ileride detaylı değineceğim).

Gözardı Edilen Konulara yani Niche Alanlara Odaklanın


Blogunuzu net bir şekilde konumlandırmadan başarılı bir blog oluşturmanız çok zor.

Web gittikçe daha yoğun bir bilgi yumağına dönüşüyor. Bu yoğunlukta ön plana çıkabilmek için henüz farkına varılmamış konu boşluklarını (pazarlama'da niche diye geçer) bulup; bu boşlukları doldurmak; üzerinde yüzlerce kişinin konuştuğu bir konuda yazmaktan çok daha etkin ve etkilidir.

Elinizin Altında Yazacak Yeterince İçerik var mı?

Boşluk doldurma ve konumlandırmadan sonra blogunuzun başarısını etkileyen en önemli konu sürekli yazacak bir şeylerinizi olması gerektiğidir. Eğer bir an gelip seçtiğiniz konu hakkında söyleyecek hiç bir şeyiniz kalmayacağına inanıyorsanız hatalı bir konu seçimi yapıyorsunuz demektir.

Şu soruların hepsine EVET cevabı verebileceğiniz bir konu seçin:

  1. Bir yazar olarak, bu konuda yazacak yeterli birikime sahip misiniz? Yeterince dolu musunuz? Bir sohbet ortamında niche konunuz hakkında saatlerce aralıksız konuşabilir misiniz?

  2. Konunuzla ilgili yeterince kaynağa (kitap, dergi, makale, internet) erişebiliyor musunuz? Kaynak bulma sorununuz yok değil mi?

Eğer bu iki soruya da cevabınız EVET ise tebrikler; başarılı bir blog konusu seçimi yaptınız.

...

Blog yazarlığı; çocuk büyütmeye benzer: Ne kadar seçici olursanız olun, blog konunuz zaman içinde şekillenecek; olgunlaşması ve kendi karakterini oturtması zaman alacatır.

Hayalinizdeki "mükemmel" konuyu bulamayabilirsiniz. Yazmak için istekli olduğunuz, yoğun talep gören ve aynı zamanda ortalıkta hemen hemen hiç rakibinizin bulunmadığı bir konu bulmak oldukça zor.

Mükemmele erişmek sınırsız zaman gerektirir. En iyisi olsun diye kılı kırk yarmayın. Elinizdeki malzemelerle olabilecek en iyi konuyu seçin ve bir an önce yazmaya başlayın.

Etiketler:


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 





Geçmiş iletiler

RSS

RSS register icon

Arşiv

Çeşitli

Sponsor

Profil Bilgilerim

Diğer Bloglar

Eserlerim

Wikilerim

Önerdiğim Bağlantılar

Önerdiğim Tarayıcı

Sponsor

Dikkatimi Çekenler