Cuma, Haziran 01, 2007

Üşengeç Blogcunun Ünlü Olma Rehberi (Bölüm 5) #

Kim Olduğunuz Hiç Önemli Değil

Eskiden bir fikrin nereden / kimden geldiği çok önemliydi. Örneğin eğer fikir tanınmış bir holdingden ya da güçlü bir medya şirketinden çıkmışsa çok daha hızlı yayılabiliyordu.

Büyük firmalar finansal güçlerini, medya şirketleri ise reklam avantajlarını kullanarak istedikleri fikri rahatlıkla yayabiliyorlardı.

Günümüzde ise her fikir hemen hemen eşit yayılma şansına sahip. Demek istediğim küçük şirin blogunuzdaki harika fikir, siz farkına varmadan hızla yayılabilir. Hatta, sizin özgün fikriniz bir medya şirketinin sun'i kampanyasından çok daha değerli yapabilir sizi.

Bununla beraber, (daha önce değindiğimiz gibi) ortalıkta milyonlarca blog var.
Yani güzel bir fikriniz olması sizi otomatik olarak güçlü ve değerli kılmaz.

Fikrinizi etkileyici bir biçimde sunmalı, blogunuzun tanınırlığını arttırmalı ve diğer bloglar ile sürekli etkileşimde olarak kendinize değer katmalısınız.

Buradan da şu sonuca varıyoruz:

Aslında Kim Olduğunuz Önemlidir

Bir blog başlattığınızda, zaman içinde blogunuza ait bir takipçi kitleniz olur. Bu kitle sizi dinler, size güvenir, bir yönleriyle kendini size adamış takipçilerden oluşur.

Daha geniş bir kitleye erişen blogcuların elinde daha büyük bir megafon vardır. Daha fazla kişiye eriştikleri için, sözleri blogosferde daha çok ve daha uzun süreli yankılanır.

Blogunuzu takip edenlerin sayısı arttıkça yayılabilir nitelikte (viral) bir fikri yaymanız çok daha kolay olur. Fakat öncelikle önemli olan "yaymaya değer bir fikriniz" olmasıdır.

Bu gücü biraz emek sarf ederek yakalayabilirsiniz.

Ancak o noktaya (eğer) gelirseniz, elinizdeki gücün başınızı döndürmesine izin vermemelisiniz:

Çoğu blog yazarı, belirli bir kitleyi etkilediklerinin farkına varınca
  • bencil,
  • tutarsız,
  • ve tembelce
davranabilir. Bu da takipçi kitlenizin sizden ışık hızıyla kaçması anlamına gelir.

Uzun lafın kısası, bir fikri kimin söylediği önemlidir. Güçlü blogcuların sesi daha gür çıkar.

Evet, bu iki fikir çelişiyor gibi görünebilir. Fakat detaylı düşününce o kadar da çelişmediklerini fark edeceksiniz.

Bir sonraki yazıda blogunuzun kişiliğini tanımaya çalışacağız.

Etiketler: , , , , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Cumartesi, Mayıs 12, 2007

Üşengeç Blogcunun Ünlü Olma Rehberi (Bölüm 4) #

Etkileyici bir blog yazarı olmanın en önemli şartlarından biri de başka blogları takip etmektir.

Böylelikle
  • ne yapmanız gerektiğini ve

  • ne yapmamanız gerektiğini
görürsünüz.

Yabancı blogları takip etmek için bence en iyi kaynak Technorati.

Türkçe blogları ise
bulabilirsiniz (gözümden kaçan başka araçlar varsa haber verirseniz listeye eklerim).

Bu kadar kaynağın arasında eminim kendi blogunuza linkler de bulacaksınız. Bakın, insanlar sizin hakkınızda konuşuyor. Dinleyin ve değerlendirin.

Geçen birkaç yazıda blogosferin gerçeklerinden bahsediyorduk.
Kaldığımız yerden devam edelim.

Gerçek: Blog Okuyucuları Bencildir.

Çünkü blog okuyucularının çok az zamanları var. Ayrıca RSS okuyucularında birikmiş binlerce makaleleri de var (halen RSS ile tanışmadıysanız, buradan ve buradan acilen tanışmanızı tavsiye ederim).

Blog okuyucuları bencildir ve ellerindeki kısa "okunacaklar" listesini belirlerken çok katı davranırlar.

Eğer bir blog çok sık yazı yazıyorsa ve yazılan şeyler bizi hiç ilgilendirmiyorsa, sıkılıp takip etmeyiz ("biz" diyorum, çünkü her blogcu aynı zamanda bi blog okuyucusudur. Her blogcu sıkı bir blog takipçisi olmalıdır).

Blog Çeşitleri

Bence üç tür blog var.

Birincisini "kedi blogu" diye adlandıracağım:

Kedi Blogu
  • kedinizin en son geçirdiği kısırlık operasyonu,

  • sevgilinizle yaptığınız nefis piknik,

  • patronunuzun ensenizde devamlı soluması...
... kısacası halka açık bir günlükte paylaşmak istediğiniz her şeyi içeren bir blogdur.

Eğer bir "kedi blogu"nuz varsa, bunu kabul etmeli ve "niye hiç trafik gelmiyor bu bloga?" diye sormamalısınız.

Size özel ve sizi ilgilendiren bir kişisel günlüğünüz var. Ve eğer Sibel Kekilli ya da Ajdar değilseniz, salt sizi ilgilendiren bir günlüğü de sadece sizin (ve belki annenizin) ziyaret etmesi hayli normal.

Patron Blogu

İkinci tür bloglar ise "patron blog"ları. Bu bloglar, belirli bir etki çember içindeki kimselerle iletişim kurmayı amaçlar.

Patron blogları harika bir tek yönlü iletişim aracıdır. Eğer bir beta proje grubunuz, ya da belirli sayıda üyeden oluşan bir topluluğunuz varsa, bir patron blogu oluşturun. Yararını göreceksiniz.

Patron blogları belirli bir grupla sınırlı ve bu gruba özel olmak zorunda değildir. Projenize ait "patron blogu"nuzu kapalı olmaktan çıkarır ve halka açarsanız, yine belirli bir kitleye hitap eden (ürün ve hizmetinizin kullanıcıları) daha geniş bir patron blogunuz olur.

Viral Blog

Üçüncü tür blog ise aslında çoğu kişiye "blog nedir?" diye sorduğumuzda anladıkları blog türüdür. Bu blog türüne "viral blog" diyelim.

Viral'dirler, çünkü bu blogların tek bir amacı vardır:

Fikir ve düşüncelerini olabilecek en geniş kitleye yayabilmek.

Eğer "tanımadığınız birilerine" bir şeyler yazıyorsanız büyük olasılıkla viral bir blogunuz var demektir.

Eğer blogunuz viralse öncelikle:
  • Yazılarınızı kısa tutun ve mümkün olduğunca net bir şekilde fikrinizi ifade etmeye çalışın.

  • Yazı yazma sıklığınızı arttırın.

  • Blogunuzda kullandığınız resimler (evet, resim kullanın), blogunuzun tasarımı ve genel yazı tonunuz iletmek istediğiniz fikri desteklesin.

  • Her şeyi bir anda vermeyin. Düşüncelerinizi azar azar yayın.
...

Sosyallik içeren her tanımda olduğu gibi, blog tanımları da birbirinden cetvelle çizilmiş gibi ayrılamaz:

Örneğin mesleki deneyimlerinizi ya da web tasarım bilginizi veya yeni bir programlama dilini sizinle aynı sektörde çalışanlara öğretiyorsanız o zaman daha az "viral", daha çok "patron" bir blogunuz var demektir. (şu an okuduğunuz blog da, viral olarak yayılmasına rağmen patron bloguna daha yakın mesela)

Bu tarz genişlemeye açık, az viral, çok patron bir blogunuz varsa:

  • Tipik bir viral bloga göre daha uzun yazabilirsiniz.

  • Berrak ve net yazın. Kafa karıştıran felsefi ifadelerden kaçının.
    (yazılarınız göreli olarak uzun olacağı için ve alanınızdaki deneyiminiz yazılarınızdaki tutarlılığa bakarak değerlendirileceği için bu madde gerçekten önemli)

  • Terkar etmekte yarar var: Yazılarınız mantıksal olarak tutarlı olsun, açık ve net olsun, kafa karıştırmasın.
...

Uzun lafın kısası, her şeyden önce "kimin için yazdığınızı" belirleyin.
Ondan sonra parmaklarınızı klavyeye yerleştirin.

...

Bir sonraki iletide "kim olduğunuzun" mu yoksa "ne yazdığınızın" mı önemli olduğunu inceleyeceğiz.
(ipucu: hangisini sizin için doğru ise, yanılıyorsunuz ;) )

Bir sonraki yazıya kadar, hattan ayrılmayın.

Etiketler: , , , , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Cumartesi, Nisan 14, 2007

Üşengeç Blogcunun Ünlü Olma Rehberi (Bölüm 3) #

Önceki iletide güncel yaşantının ne denli karmaşıklaştığından ve hızlandığından bahsettik. Bu hız, beraberinde kaliteden ödün vermeyi de getiriyor.

Düşünün:
  • "Ne alırsan bir milyona" mağazasından aldığınız bir tornavida'nın ömrü ne kadardır?

  • Eminim siz de severek aldığınız teknoloji harikası cep telefonunuzu 6-7 ayda bir zorunlu olarak servisine götürenlerden, ya da iflah olmadığı için değiştirenlerdensiniz.

  • ... örnekler arttırılabilir.
Bu madalyonun bir yüzü.

Diğer yüzü ise; her şeyden fazlasıyla bulunan günümüz dünyasında daha iyi ve daha ucuza pek çok şey bulabileceğimiz gerçeği.
  • Geçmişe göre çok daha çeşitli yiyeceklere erişebiliyoruz.
  • Geçmişe göre çok daha fazla bedava ya da inanılmayacak kadar ucuz hizmet elimizin altında.
Adını siz koyun. Her şey geçmiştekinden;
  • ya çok daha iyi,

  • ya da çok daha ucuz.

  • ve her şeyden ortalıkta bol bol var.

Yani görülenin aksine kaliteden ödün verme değil, toplamda bir kalite artışı var.

Bu her yerde böyle:
  • Tercih ettiğiniz bankadan,
  • giydiğiniz ayakkabıya kadar her geçen sene daha kaliteli ürün ve hizmetlerle iç içesiniz.

Bilin bakalım blogosferde durum nasıl?

Evet, bloglar için de durum aynı. Her geçen gün daha çok sayıda ve daha kaliteli bloglar sahnede yerini alıyor.

Eğer sıkı bir blog takipçisiyseniz eminim son birkaç saat önce okuduğunuz bloglardan edindiğiniz bilginin bir kısmını, bundan beş sene önce en sevdiğiniz kitapçının altını üstüne getirseniz, üzerine yığınla para bile verseniz bulamazdınız. Çünkü ortalıkta böyle bir bilgi yoktu. (Eğer sıkı bir blog takipçisi değilseniz, hemen blog takip etmeye başlayın, blogosferi tanımanın en iyi yolu mümkün olduğunca fazla ve farklı blogu takip etmektir.)

...

Bloglardaki bu kalite artışı ise önemli başka bir sonucu beraberinde getiriyor: Blog okuyucuları her geçen gün daha da seçici olmaya başlıyorlar.

Kalilteli içeriğin ve içerik fazlalığının, gürültü ve kargaşanın giderek arttığı bir blogosferde blog okuyucuları okudukları konusunda düne göre çok daha titizler.

Ve bu titiz seçimlerini sanılanın aksine yoğun, analitik bir süreç sonucunda yapmıyorlar.Aradıkları tek bir şey var: ilişki kurabilmek.

Yani blogunuzun okuyucu kitlesinin sizi seçme nedeni o kadar da karmaşık değil:
  • Kaliteli bir içeriğiniz varsa,

  • ve bu içeriği ilgi çekici bir şekilde sunuyorsanız,

  • ve blog takipçileriniz sizinle ortak bir noktaları olduğuna inanıyorsa,

  • ve blog takipçileriniz sizi kendilerine yakın hissediyorlarsa
blogunuzun takipçi sayısı her geçen gün artacaktır. Hepsi bu.

Bu yakınlığı nasıl sağlayacağınız ise, tamamen size kalmış ;)

... Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.

Etiketler: , , , , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Perşembe, Nisan 05, 2007

Üşengeç Blogcunun Ünlü Olma Rehberi (Bölüm 2) #

Önceki bölüme bloglarınızın yoğun bir takipçi kitlesi olabileceğine; güzel ve egonuzu okşayıcı yorumlar alabileceğinize örneklerle başlamıştım.

bir troll
Fakat her zaman böyle olmayabilir, ve topluluğa değer katmak amacında bir blog yazarı olarak derinizin birazcık kalın olması gerekir. Öyle ki, bazen kişiliğinize doğrudan saldırıya varan eleştirilerle karşı karşıya kalabilirsiniz (ilk yoruma dikkat edin). Hatta (şaka yapmıyorum) ölüm tehdidi alan blogcular bile var.

Tartışmaya değer katmadan kışkırtıcı ve boş konuşan bu kimselere "Troll" adı verilir.
Amaçları sizin de onlara karşı Troll gibi saldırmanızı sağlamak ve kendilerince eğlenceli bir kavga ortamı yaratarak egolarını tatmin etmektir.

FRP severler bilir, troll'ler çirkin yaratıklar olup önlerine gelen düşünmeksizin saldırırlar, tek amaçları "zarar vermek"tir.

(resmin orijinal kaynağı http://www.howardlyon.com/)

Böyle kimselerle karşılaştığınızda yapmanız gereken tek bir davranış var: Teşekkür edin.

Rehberimizde trollere bu kadar yer ayırmak yeterli. Blog yaşantınızda bu yaratıklara bol bol rastlayacaksınız. Şimdiden hazırlıklı olun.

Trolleri bırakalım bir kenarı ve dünya blogosferine dönelim:
Şu an, sırf Technorati'ye kayıtlı 71 Milyon blog var. Ve her gün ortalama 100 bin yeni blog katılıyor blogosfere! Ürkütücü bir rakam.

Yaşadığımız blogosferdeki gürültü kirliliği üssel olarak artıyor. Fakat biz bunun farkına varamıyoruz çünkü azar azar oluyor. Aslında hayatın genelinde de böyle.
  • En basiti, 5 sene önce kaç cep telefonu çeşidi vardı, şu an kaç tane?

  • Ya da, Sadece istanbul'da şu an kaç yüz FM radyo istasyonu var sizce?

  • bundan 15 sene önce bilgisayarda tek eğlencem Commodore 64'üme en sevdiğim oyun kasedini takmak iken (evet o günlerde bilgisayarlar kasetle çalışıyordu; bildiğiniz teyp kaseti!), şu an sanal kişiliğimizle gerçek kişiliğimizi birbirinden ayıramaz olduk.
Hayatımızdaki bur karmaşa ve gürültü, herkesi değiştiriyor:
  • Bir işe başvuruyorsunuz, sizinle beraber bin kişi daha başvuruyor.

  • Borsa'da bir hisse senedinin değerindeki ufak bir artış, saniyeler içinde binlerce insanın dikkatini çekebiliyor.

  • (bayanlar bilir) Mango'da indirim günleri orman kanunları geçerli oluyor.
Eğer bunları okuyor ve halen inanmıyorsanız, büyük olasılıkla başka bir dünyada yaşıyorsunuz demektir. Öyle bir dünya ki insanlar gerçekten size önem veriyorlar.

İşin gerçeği, hemen hemen hiç kimse sizi önemsemiyor. Hatta insanların çoğu varlığınızın bile farkında değil.

Gelmek istediğim nokta şu:
Tabii ki insanların blogunuzu görmesini, sık sık ziyaret etmesini istiyorsunuz. Bununla birlikte, milyonlarca insan da sizinle aynı şeyi istiyor. Örneğin şu an sadece linkibol bünyesinde kayıtlı 250 adet (ve artan) Türkçe blog var, ve her yeni gün ortalama 10 blog ekleniyor.

Güncel hayatta insanların dikkatini dağıtan çok fazla etmen var. Ve bu kargaşada insanların size ayıracakları çok az zamanları var (bazen "keşke günler 48 saat olsa" dediğiniz olmuyor mu?).

Kalabalığın arasında dünyanın geri kalanına sesinizi duyurmak için:
  • Farklı olun. Blogunuza ait bir tarzınız olsun; blogunuza kimlik kazandırın.

  • Sonucunu düşünmeksizin değer üretin (birileri elbet size teşekkür edecektir. Kim bilir, eğer beğenirlerse belki blogunuzun RSS beslemesine bile kaydolurlar ;) )

  • Zamandan bağımsız yazılar yazın (bundan 10 sene sonra da okuyunca, okuyucuya aynı zevki versin, aynı değeri katsın),

  • Bağlantıların ve ilişkilerin gücünü azımsamayın: Siz başkalarının bloglarını okumazsanız; başkalarının bloglarına değer katan yorumlarınızla katkıda bulunmazsanız, onlar niye sizin blogunuzu okusunlar ki?

  • (ikinci kez tekrarda yarar var) Mümkün olduğunca diğer bloglar ile bağlantı halinde olmalısınız. Eğer halen üye olmadıysanız Türk blog yazarları arasına katılmakla başlayabilirsiniz işe.

  • (üçüncü bir tekrar) Unutmayın blog okuyucularının çoğu aynı zamanda blog yazarıdır. İlgi alanınızdaki diğer bloglarla bağlantı kurarsanız, hem ilgilendiğiniz konulara farklı bakış açıları yakalarsınız; hem de potansiyel okuyucu kitlenizle birebir ilişki içinde olursunuz.
Bir sonraki iletide görüşmek üzere.
.

Etiketler: , , , , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Cuma, Mart 30, 2007

Üşengeç Blogcunun Ünlü Olma Rehberi (Bölüm 1) #

Başlığı değiştirmemin özel bir amacı yok. Sadece tek satıra sığsın istedim. Bir de sanırım "ünlü olmak", "milyonları etkilemek"ten çok daha fazla kişinin ilgisini çekecektir -- ikisi de temelde aynı şey olsa da ;)

Kelime seçimi önemlidir -- hem de tahmin ettiğinizden çok fazla.

Kelimeler de dahil, dünya üzerindeki her şey hızla değişiyor. Dünün önemli kavramları, bugün kayboluyorlar. Ve bloglar bu trende bir istisna değil; onlar de hızla değişiyor.

Bu yazı dizisinde, bloglar ve güncel blog yazarlığı ile ilgili birkaç basit kuraldan bahsedeceğim. Şu an nelerin ön planda olduğuna, hangi kavramların yok olduğuna dair önemli noktaları paylaşacağım.

Ancak, bu kuralların basit ve kolay uygulanabilir olması sizi yanıltmasın:

Belki bu 15-20 iletilik yazı dizisinde yazacağım şeylerin tamamına yakınının farkındasınız ve

"eee biliyoruz zaten, ne var ki bunda..."

diyeceksiniz. Fakat bu kuralları uygulamak için tüm enerjinizi var gücünüzle harcamıyor olabilirsiniz.

Uygulamıyorsanız önemsemediğinizdendir ve inanmadığınızdandır, bilmediğinizden değil.

Bu nedenle, her şeyi olabildiğince berrak bir şekilde, teker teker ve anlaşılır bir dille paylaşacağım. Belki böylelikle günümüz blogosferinde nelerin döndüğünü farkeder ve ünlü olmanızı sağlayacak yöntemlere önem verir ve odaklanırsınız.

Bu yazı dizisi;
  • bloglar için "mutlaka yapılması gerekenler" listesi değil

  • bloglar için derlenmiş bir "sık sorulan sorular" sayfası da değil
Dediğim gibi, yazacağım çoğu şeyin zaten farkında olabilirsiniz. Bununla beraber, bu yazı dizisinin sonunda:
  • Sadece taktik / yöntem değişikliğiyle bir yere varamayağınızın; blogunuzu değiştirirken kendinizi ve yaşam tarzınızı da değiştirmeniz gerektiğinin -- Yani blogunuzu yaşamanız gerektiğinin.

  • Yukarıda söylediğim şeyin aslında hiç de zor olmadığını, zor olanın başlayacak cesareti kendinizde toplamak olduğunun.
farkına varacasınız.

Bir sonraki yazıda dünya blogosferine bir yolculuk yapacağız, ve oradan Türkiye'ye yumuşak bir iniş gerçekleştireceğiz.

O güne kadar, blog yazmaya devam edin!

Etiketler: , , , , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Pazar, Mart 25, 2007

Üşengeç Blogcunun Milyonları Etkileme Rehberi (Bölüm 0) #

"Yine zevkle bir çırpıda okuduğum bir yazı çıkartmışsın!"
"Teşekkürler, yıllardır bu soruna çözüm arıyordum..."
"Yazılarını okumak sanki Ronaldhinio ile futbol oynamak gibi, sağol."
Yukarıdaki cümleler şu ana kadar yazdığım çeşitli blog iletilerinden bana gelen geri beslemelerden sadece bir kısmı.

Sürükleyici, etkileyici ve dikkat çekici yazılar yazmak için bir ilham periniz olması şart. Fakat sanıldığının aksine bu peri gökyüzünde saklambaç oynamıyor; sizden kaçmıyor.

Eğer hâlen perinizi bulamadıysanız, bu ona nasıl yaklaşacağınızı bilemediğinizden kaynaklanıyor.

Hayır bu bir çöpçatanlık yazısı değil. Bu peri de bildiğiniz perilere benzemez.

4 yılı aşkın blog yazarlığı hayatımda öğrenebildiğim kadarıyla ilham perimin az bilinen birkaç yönünden bahsedeceğim:

  1. İlham perisi beklemekle gelmez.

  2. Viral olmak amacıyla özellikle zaman planlaması yaptığınız istisnalar hariç -- kelimelerin parmaklarınızdan döküldüğü sihirli bir başlangıç anı yoktur. Siz yazmaya başlarsınız; kelimeler arkasından gelir.

  3. Blog yazmadığınız sürece ilham perinizle de asla tanışamayacaksınız demektir.

  4. Siz blogunuzdan bir ay uzaklaşırsanız, ilham periniz sizden bir yıl uzaklaşır.

İşte bu son maddeye istinaden, seneler boyu blog yazdıktan sonra zar zor yakalayabildiğim(e inandığım) blogosferin gizemli perisini küstürmemek adına bu yazı dizisini başlatıyorum.

Her hafta bir ya da iki tane
  • can sıkmayan,
  • fazla uzun olmayan,
  • akılda kalıcı,
yazı ile belki de daha önce hiç farkına varmadığınız gerçekleri su yüzüne çıkaracağız.

Zaten bu rehber akılda kalıcı, eğlenceli - yani hap şeklinde - iletilerden oluşacağı için Üşengeç Blogcunun Milyonları Etkileme Rehberi diyorum ;)

Ufak bir ayrıntı daha:
Bu rehber sadece blogosferi, blogosferdeki yerinizi değil, hızla gelişen hayat2.0'ınızı da ilgilendirecek.

Haftada on dakikanızı bu yazı dizisine ayırmazsanız ilham periniz sihirli değneğini bırakıp sizi kızılcık sopası ile kovalayabilir :)

Demedi demeyin...

Görüşmek üzere.

Etiketler: , , , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 





Geçmiş iletiler

RSS

RSS register icon

Arşiv

Çeşitli

Sponsor

Profil Bilgilerim

Diğer Bloglar

Eserlerim

Wikilerim

Önerdiğim Bağlantılar

Önerdiğim Tarayıcı

Sponsor

Dikkatimi Çekenler

blogger icon