Cumartesi, Mayıs 12, 2007

Üşengeç Blogcunun Ünlü Olma Rehberi (Bölüm 4) #

Etkileyici bir blog yazarı olmanın en önemli şartlarından biri de başka blogları takip etmektir.

Böylelikle
  • ne yapmanız gerektiğini ve

  • ne yapmamanız gerektiğini
görürsünüz.

Yabancı blogları takip etmek için bence en iyi kaynak Technorati.

Türkçe blogları ise
bulabilirsiniz (gözümden kaçan başka araçlar varsa haber verirseniz listeye eklerim).

Bu kadar kaynağın arasında eminim kendi blogunuza linkler de bulacaksınız. Bakın, insanlar sizin hakkınızda konuşuyor. Dinleyin ve değerlendirin.

Geçen birkaç yazıda blogosferin gerçeklerinden bahsediyorduk.
Kaldığımız yerden devam edelim.

Gerçek: Blog Okuyucuları Bencildir.

Çünkü blog okuyucularının çok az zamanları var. Ayrıca RSS okuyucularında birikmiş binlerce makaleleri de var (halen RSS ile tanışmadıysanız, buradan ve buradan acilen tanışmanızı tavsiye ederim).

Blog okuyucuları bencildir ve ellerindeki kısa "okunacaklar" listesini belirlerken çok katı davranırlar.

Eğer bir blog çok sık yazı yazıyorsa ve yazılan şeyler bizi hiç ilgilendirmiyorsa, sıkılıp takip etmeyiz ("biz" diyorum, çünkü her blogcu aynı zamanda bi blog okuyucusudur. Her blogcu sıkı bir blog takipçisi olmalıdır).

Blog Çeşitleri

Bence üç tür blog var.

Birincisini "kedi blogu" diye adlandıracağım:

Kedi Blogu
  • kedinizin en son geçirdiği kısırlık operasyonu,

  • sevgilinizle yaptığınız nefis piknik,

  • patronunuzun ensenizde devamlı soluması...
... kısacası halka açık bir günlükte paylaşmak istediğiniz her şeyi içeren bir blogdur.

Eğer bir "kedi blogu"nuz varsa, bunu kabul etmeli ve "niye hiç trafik gelmiyor bu bloga?" diye sormamalısınız.

Size özel ve sizi ilgilendiren bir kişisel günlüğünüz var. Ve eğer Sibel Kekilli ya da Ajdar değilseniz, salt sizi ilgilendiren bir günlüğü de sadece sizin (ve belki annenizin) ziyaret etmesi hayli normal.

Patron Blogu

İkinci tür bloglar ise "patron blog"ları. Bu bloglar, belirli bir etki çember içindeki kimselerle iletişim kurmayı amaçlar.

Patron blogları harika bir tek yönlü iletişim aracıdır. Eğer bir beta proje grubunuz, ya da belirli sayıda üyeden oluşan bir topluluğunuz varsa, bir patron blogu oluşturun. Yararını göreceksiniz.

Patron blogları belirli bir grupla sınırlı ve bu gruba özel olmak zorunda değildir. Projenize ait "patron blogu"nuzu kapalı olmaktan çıkarır ve halka açarsanız, yine belirli bir kitleye hitap eden (ürün ve hizmetinizin kullanıcıları) daha geniş bir patron blogunuz olur.

Viral Blog

Üçüncü tür blog ise aslında çoğu kişiye "blog nedir?" diye sorduğumuzda anladıkları blog türüdür. Bu blog türüne "viral blog" diyelim.

Viral'dirler, çünkü bu blogların tek bir amacı vardır:

Fikir ve düşüncelerini olabilecek en geniş kitleye yayabilmek.

Eğer "tanımadığınız birilerine" bir şeyler yazıyorsanız büyük olasılıkla viral bir blogunuz var demektir.

Eğer blogunuz viralse öncelikle:
  • Yazılarınızı kısa tutun ve mümkün olduğunca net bir şekilde fikrinizi ifade etmeye çalışın.

  • Yazı yazma sıklığınızı arttırın.

  • Blogunuzda kullandığınız resimler (evet, resim kullanın), blogunuzun tasarımı ve genel yazı tonunuz iletmek istediğiniz fikri desteklesin.

  • Her şeyi bir anda vermeyin. Düşüncelerinizi azar azar yayın.
...

Sosyallik içeren her tanımda olduğu gibi, blog tanımları da birbirinden cetvelle çizilmiş gibi ayrılamaz:

Örneğin mesleki deneyimlerinizi ya da web tasarım bilginizi veya yeni bir programlama dilini sizinle aynı sektörde çalışanlara öğretiyorsanız o zaman daha az "viral", daha çok "patron" bir blogunuz var demektir. (şu an okuduğunuz blog da, viral olarak yayılmasına rağmen patron bloguna daha yakın mesela)

Bu tarz genişlemeye açık, az viral, çok patron bir blogunuz varsa:

  • Tipik bir viral bloga göre daha uzun yazabilirsiniz.

  • Berrak ve net yazın. Kafa karıştıran felsefi ifadelerden kaçının.
    (yazılarınız göreli olarak uzun olacağı için ve alanınızdaki deneyiminiz yazılarınızdaki tutarlılığa bakarak değerlendirileceği için bu madde gerçekten önemli)

  • Terkar etmekte yarar var: Yazılarınız mantıksal olarak tutarlı olsun, açık ve net olsun, kafa karıştırmasın.
...

Uzun lafın kısası, her şeyden önce "kimin için yazdığınızı" belirleyin.
Ondan sonra parmaklarınızı klavyeye yerleştirin.

...

Bir sonraki iletide "kim olduğunuzun" mu yoksa "ne yazdığınızın" mı önemli olduğunu inceleyeceğiz.
(ipucu: hangisini sizin için doğru ise, yanılıyorsunuz ;) )

Bir sonraki yazıya kadar, hattan ayrılmayın.

Etiketler: , , , , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 





Geçmiş iletiler

RSS

RSS register icon

Arşiv

Çeşitli

Sponsor

Profil Bilgilerim

Diğer Bloglar

Eserlerim

Wikilerim

Önerdiğim Bağlantılar

Önerdiğim Tarayıcı

Sponsor

Dikkatimi Çekenler

blogger icon